Kullanıcılar içeriği olmayan siteye girmeye zahmet etmiyor.

Iki fevkalade film birden

Vatan Gazetesi

2007, gördüğünüz en gösterişli devam filmleri ile sinema tarihinin yeni 1999’u olabilir. Tüm zamanların en kârlı birkaç filminin devam bölümlerinden bahsediyoruz. 'Karayip Korsanları'nın, 'Shrek'in, 'Örümcek Adam'ın, 'Harry Potter'ın, 'Die Hard'ın devam bölümleri bir yana, çıtır çıtır yeni filmler de söz konusu; 'Transformers', 8 yıl önce çekilmesi gereken ama 10 yıldır beklediğimiz 'The Simpsons' filmi, 'Ocean’s 13', 'Primeval'... Bir de bunların arasından gişesi ile değil kaşesiyle sıyrılan heyecan verici iki proje var: '300' ve 'Grindhouse'. Frank Miller imzalı '300', çizgi roman müptelaları için alarm çanlarını zıngırdatıyor. Popo tekmelemekte bir dakika dahi tereddüt etmeyecek gözü dönmüş Spartalıların Perslere karşı "politik doğruları" uğruna verdikleri savaş, "politik doğruluk" (ve dahi tarihî gerçeklik) tanımayan bir kan revan destanı filmine konu olmuş durumda. Yaş sınırı 17 sularında geziyor! 'Grindhouse' ise, rafta toza bulanmış ne varsa şöyle bir silip önümüze itekleme uzmanları Tarantino ve Rodriguez’in 70’lerin "b filmleri"ni tekrar canlandırma denemelerinin sonucu. "İki fevkalade film birden" anafikriyle, 60’ar dakikadan iki bölümü tek film olarak sunacaklar. 10 dakika arada ise kendi çekecekleri fragmanlar ve reklâmlar var. Tarantino’nun 'Death Proof'u, bir aktris, bir makyöz, iki dublör ve onlara dadanan bir katilin film seti maceralarını konu ediyor. 'Planet Terror'de ise, kopuk bacağının yerine makineli tüfek monte eden Rose McGowan var. İki filmin de müziklerini John Carpenter besteleyecekmiş, ancak "Tarantiugez" çifti dinlediklerini beğenmemiş. Konuk oyunculardan biri de, Tarantino’ya sırtını dayayıp ye kürküm ye hayatı yaşayan Eli “Hostel” Roth.

Scarlett'ten "yetişkin" filmi

Gelmiş geçmiş en ünlü porno yıldızlarından Jenna Jameson’ın hayatı nihayet bir filme konu oluyor. Heveslenip hayal kırıklığı yaşanmasın diye hemen ekleyelim: Meşhur porno yıldızı başrolde kendisi oynamayacak ve film bir “yetişkin filmi” de olmayacak. Sükûnet yeniden sağlandıktan sonra işin eğlenceli (buraya kadarki kısım da fena değilse de) tarafına gelelim. Scarlett Johansson, Bayan Jameson’ı canlandırması için düşünülen isimlerden biriymiş. Bayan Jameson, konu hakkında “Scarlett’in rolü kabul etmesini umuyoruz. Bence çok güzel bir aktris ve onu Jenna olarak görmek çok eğlenceli olabilir” demiş. Muhtemelen onbinlerce genç erkekle birlikte. Scarlett’in de yakın zamanda “Çıplaklık gerektiren rollere karşı değilim, ancak doğru projelerde” dediğini hesaba katmak gerekli. 'The Island'da soyunmak isteyip Michael Bay tarafından reddedildiğini de. Scarlett’in “doğru proje” konusundaki garip anlayışı, bu önemli filmin gerçekleşmesine önayak olabilir. Hatta 'Bronw Bunny'de oral seks yapan Chloe Sevigny, Michael Winterbottom'ın kamera karşısında seks yapılan '9 Songs'u gibi konuya daha “gerçekçi” bakanlar tarafına katılırsa 2000’lerin en olaylı filmlerinden birinin arifesinde bile olabiliriz.

Fars seninle olsun Samuel

Geçen yılki penguen pastasından bir dilim kapmaya çalışan, sadece penguen müzikali 'Happy Feet' ile 'Surf’s Up'ın sörfçü penguenleri değil. 'Bizim Ev / Full House'dan tanıdığımız Bob “Danny Tanner” Saget da kendini trene atanlardan. Arkadaşları ile 'March of the Penguins'i izlerken penguenlere dublaj yapmaktan kendini alamayan Saget, sonunda gerçekten penguen dublajı yapılan bir filmin komik olacağı kanısına varmış. Yazıp, parasını bastırıp, yönetip ve tabii seslendirip hazırladığı 'Farce of the Penguins', her yıl eş değiştirmekten sıkılarak gerçek aşkını arayan Carl ile çiftleşme meraklısı arkadaşlarının 17 yaş sınırlı maceralarını konu ediyor. Ecnebilerin "mockumentary" dedikleri türde, yani belgesel taklidi yaparak 'March of the Penguins' ile dalgasını geçiyor. Görüntülerin masum penguen belgesellerinden alındığını düşünürseniz, dengeyi epey edepsiz bir dublajın sağladığını tahmin edersiniz. Seslendirenler arasında Jason Alexander, Christina Applegate, James Belushi, Whoopi Goldberg, Alyson Hannigan, Jon Lovitz, James Woods, John Stamos gibi meşhurlar var. 'March'ı Morgan Freeman anlatıyordu, 'Farce'ı ise Samuel L. Jackson anlatıyor. Gayet bayağı, gayet aptalca, gayet eğlenceli görünüyor.

Whitney'in boyası geldi

Ve tek sorun da bu değil. Whitney Houston fena durumda. Sorun sadece “şımarık diva” imajını terkedip “bir deri bir kemik bağımlı” imajına geçmesi de değil – ki şu an bir deri bir kemik bir bağımlı - Houston’un başı borçlarıyla da dertte. 150,000 dolarlık borcunu tahsil edemediği için depoda sakladığı ıvır zıvırlarını satışa çıkardı. 292,5000 dolarlık bir Schimmel piyano 20,000 dolara, 16 çeşitli ödül 400 dolara satıldı. Satılan sahne kıyafetlerinin, takıların ve müzik eşyalarının bir kısmının Warner Music’in eski patronuna, Whitney’in sahne grubuna ve dansçılarına ait olduğu sonradan anlaşılabildi. Depodan bir davul seti ve forklift çıktığını düşünürseniz, aslında şaşırtıcı değil. Ancak Whitney Houston’un kendisinin olsun olmasın satılan tüm eşyaları bile borcunu silmeye yetmedi. Kadıncağızın parasızlıktan, uyuşturucudan, Bobby Brown'ın dayaklarından düştüğü şu biçare durum, en çok Beyonce’yi üzüyor-muş. Duruma o kadar içleniyormuş ki, konu hakkında yorum bile yapamıyormuş. Müzik dünyasındaki kadın şarkıcıların nasıl yüklerin altından kaldıklarını duysak kulaklarımıza inanamazmışız. Doğrudur; mesela son doğum gününde hip hop ağababası sevgilisi Jay-Z’den hediye gelen 1959 model Rolls Royse Convertible’ın bir milyon dolarlık ağırlığıyla mücadele, Beyonce için çok meşakkatli olabilir.

Boyband üçgeni oluşturuyoruz

90’lar boyunca boyband’ler kulaklarımızı kemirdi durdu. Sütlü çay kadar beyaz İngiliz oğlanlar, kuyruklu şavröleler kadar kaslı Amerikan yiğitler, Latin delikanlılar, kah üçgen şeklinde dizilip dansettiler, kah şarkılarıyla duygu pınarları akıttılar. Ancak müzik dediğimiz hadise biraz yanardöner olduğundan o dönemler de geçti, ne de olsa “elem acı ve keder, hepsi bir günde geçer”. Hercai gönüllü müzikseverler, kendilerini bir sonraki çılgınlığa kadar genç yarışma idollerine adadı. VH1, o kadar da hercai gönüllü olmayanlarımız için boyband dönemini anan bir diziye başlıyor, adı da “Untitled Boy Band Project”. *N Sync’den Chris Kirkpatrick, 98 Degrees’den Jeff Timmons, LFO’dan Rich Cronin, Color Me Badd’den Bryan Abrams bir ay boyunca birlikte yaşayacak, şarkılar besteleyecek, üçgen dansı çalışacak ve sonunda yeni bir grup olarak sahneye çıkacak. Yukarıdaki sıradan gidersek henüz servetini çarçur edememiş olandan nafakasını ödeyemeyecek durumda olana kadar çeşitli maddi durumda adamlar bunlar. Örneğin Chris Kirkpatrick’in paraya ihtiyacı yoksa da Eminem tarafından tokatlandıktan ve grup arkadaşı Lance gay çıktıktan sonra sonra bir daha kendine gelemedi.