Yaşamdan beklentilerimiz sorulduğunda
hepimizin verdiği yanıt ayrıdır ama çoğumuz çocuklarımız veya
ailemiz için yaşadığımızı söyleriz; onlara güvenli ve sağlıklı
bir gelecek sağlamak için. Ancak bir adım ileri gittiğimizde aslında
tüm bunların mutluluğa giden bir yol olduğunu görürürüz.
Günümüzün yarısından fazlası
iş yerinde veya işimizi düşünerek geçer. Eşimize, arkadaşlarımıza,
ailemize ayıramadığımız vakitleri işimiz için harcarız. Latince
şirket, yani “companius” kelimesi, kök itibariyle emeğin bölüşüldüğü
yer anlamına gelir. İşyerimizde, bu emeğin bölüşüldüğü yerde,
aynı zamanda üzüntümüzü, başarımızı, sevincimizi, yaşamımızı
da bölüşüyoruz. Dolayısıyla en çok mutlu olmamız gereken yerlerden
biri işyerimiz.
Sevilmek, saygıdeğer bir insan
olmak, paylaşmak, ilgi görmek, takdir edilmek, başarılı olmak...
Bizi mutlu eden şeyler bunlar değil mi? Eğer hem özel hem de iş
hayatımızda mutlu olmayı arzuluyorsak öncelikle kimseden sevgi isteyemeyeceğimize,
bize saygı duymaları için yalvaramayacağımıza ikna olmalıyız.
Başkalarından değişmelerini beklemek yerine mutluluğu arama çalışmalarını
kendi içimizde başlatmalıyız.
Tüm bunların farkındalığı
ile şirket içi iletişimin ilgisi büyüktür. İletişim, kaba tanımıyla
kişilerin duygu, düşünce ve bilgilerini karşılıklı olarak birbirlerine
aktarmalarıdır. Tek yönlü iletiler dahi iletişim kavramı altında
açıklanabilir. Çünkü aktarılan mesajlar karşı tarafta duygu,
düşünce ve davranış açısından değişim yaratabilme potansiyeli
taşır. Günümüzde iletişim kavramının bu kadar sık kullanılır
olması kişiler arası ilişkilerde doğru ve etkili iletişimin öneminin
anlaşılmış olmasından kaynaklanır. Şirketler de buna en çok
ihtiyaç duyulan yerlerden biri olarak öne çıkar.
İletişim, gerçekte anlamayı
ve anlaşılmayı öğrenmektir. Herkes kurduğu iletişimden verim
almak ihtiyacındadır. İnsanlar, başlangıçta konuşmayı bilmeseler
bile kendilerini ifade etmek için hayvanlardan daha gelişkin bir beden
dili kullanıyorlardı. Sonraları, beynimizdeki bir yeteneği zorlayıp
işler hale getirdik ve konuşmaya başladık. Ancak karşılıklı
iletişimde kendimizi doğru anlatabilmek için ihtiyaç duyduğumuz
araç hâlâ büyük oranda beden dilimizdir.
İşyerimizde kişisel düzeyde
etkili iletişim kurabilmek için geliştirmek durumunda olduğumu becerilerimiz:
- İyi dinleme
- Başarılı iletişimi
engelleyebilecek etmenleri tanıma
- Tepkisel konuşma
isteğine karşı koyabilme
- Anlaşılır konuşma
- Anlaşıldığından
emin olabilme
- Açık düşünme
- Uygun sözcük seçebilme
- Geri besleme alabilme
- Doğru zamanlama yapabilme
- Teknolojinin sağladığı
kolaylıkları yerinde kullanabilme
Başarılı iletişimi engelleyen
başlıca faktörler:
- Geçmiş deneyimlerin
getirdiği önyargı
- Seçici dinlemek
- Gereksiz tekrarlar
yapmak
Etkili iletişim sağlayabilmek
için karşınızdakinden olumlu ya da olumsuz bir tepki almanız gerekir.
Elbette insanlar genellikle olumlu tepki almaktan hoşlanır. İşlerin
iyi gittiğini, elbiselerinin yakıştığını, hazırladıkları raporun
başarılı olduğunu duymak isterler. Eğer alıcı, mesajın içeriğinden
hoşlanmıyorsa işte o zaman olumsuz tepki verme durumu sözkonusudur.
Buna rağmen iş hayatınızda kaliteli iletişim kurmak için, olumlu
ya da olumsuz, verilen tepkilerin dikkatli, olabildiğince dürüst
ve açık olmasına ihtiyaç vardır.
Sözlü iletişim, konuşma ve
dinleme becerilerini içerir. Bir mesajın başarılı bir şekilde
iletilebilmesi ve alınabilmesi için her ikisi de şarttır. Dinleyici
üzerine düşeni yapıp dikkatle dinlediği halde konuşmacı yalnış
bir mesaj iletirse iletişim başarısız olur. Bunun tam tersi de mümkündür.
Etkili dinlemek ve konuşmak başlıbaşına bir beceridir ve geliştirilebilir.
Aynı zamanda önemli bir saygı göstergesidir. Çalışanlar bu saygıyı
hissettikleri zaman iletişim kanalları kendiliğinden açılacaktır.
Bu da bir arada çalışma enerjisi, arzusu, motivasyonu ve verimliliğin
çoğalmasını sağlar.
İletişimin motivasyona etkisi
Eğitim ve seminerler gibi şirket
içi iletişim aktivitelerini aslında halkla ilişkiler çalışmalarının
bir devamı olarak da görebiliriz. Dahil olduğumuz organizasyonun
hedef ve yöntemlerini müşteriye anlatmak kadar çalışanlara doğru
aktarmak da önemlidir. Bu, şirket dışına yönelik halkla ilişkiler
faaliyetleri kadar önemlidir.
Kendi çalışanlarımıza ulaştırmak
istediğimiz bir mesaj, müşterilerimize ya da kamuoyuna yansıtmak
istediğimiz anlayış kadar dikkatli ve titizlikle hazırlanmalıdır.
Eğer iç iletişim kanalları doğru kurulmuşsa ve iyi işliyorsa
organizasyon topyekün kurum profilini destekler bir hale bürünecektir.
Tüm organizasyonlar yalnıza
kendilerinin en kötü elçisi kadar iyidirler. Bir zincirin en zayıf
halkası kadar güçlü olduğu bilinci ile şirketler iç iletişimin
ciddiyetini kavramalıdır. Emir – kumanda şeklinde işleyen yöntemlerle
iş görmek yerine daha yenilikçi, çağdaş iletişim tekniklerini
uygulayan kişilere ihtiyaç vardır. Bunun için çalışanların ilgi
ve ihtiyaçlarına göre yönetim ve davranış biçimlerini geliştirmelerni
sağlayıcı eğitim programları düzenlemek gerekir. İçinde bulunduğumuz
hassas ekonomik düzende şirketin çalışanları ile birlikte sıkıntıları
zarara uğramadan atlatması böylelikle sağlanacak, zor durumlarda
bile şirket ve çalışanının bir bütün halinde olmasının verdiği
güven ve sorumluluk hissi korunacaktır.
Şirket içi iletişimin sorunlu
dönemlerde önemi daha da belirginleşir. Büytük reklâm harcamaları
yaparak oluşturmaya çalışılan imaj dışarıya yayılan hoşnutsuz
mesajlar ile bozlulabilir, yatırımlar boşa gidebilir, çalışanların
güveni zedelenebilir, müşterilere karşı zor durumda kalınabilir.
Sağlıklı iletişimin korunması herkes için olumlu sonuç verir.