Kullanıcılar içeriği olmayan siteye girmeye zahmet etmiyor.

Benim genim bir tane

Serbest

Biyoloji en sevdiğiniz ders olsa da olmasa da hayatımızın içine fena halde sızmış bir kavram var: gen teknolojileri. Genlerle oynanmasını kabul eden de var etmeyen de. Açıkçası içine pek çok avantaj ve dezavantajın girdiği, etik anlamda insanları bir ikileme sürükleyen kapsamlı bir konu bu. Bir inceledik ve bakın neler öğrendik...

Nedir gen teknolojisi?

Her canlı organizmanın kendine özgü bir genetik yapısı vardır. Bu canlıya ait tüm kalıtsal bilgiler, bu yapıyı oluşturan DNA (Deoksiribo Nükleik Asit) sarmalında dizilidir. Gen teknolojisi ile bu sarmal dizim içine yabancı bir gen yerleştirilir. Böylece doğal yapı bozulmuş olur. Bunun için bir kısaltma var: GDO; yani Genetik olarak Değiştirilmiş Organizmalar (İngilizcesi ise GMO; yani Genetically Modified Organisms). Bunun iyi ve kötü sonuçları neler olabilir, derdimiz bunları toparlamak.

Kopya koyun Dolly

Dünyanın en meşhur koyunu Dolly’i hatırlarsınız. Canlı kopyalama konusunun en medyatik örneği olan 1996 yapımı Dolly, ortalıkta fotokopilerinin dolaşacağını düşünen paranoyak insanların türemesine yol açmıştı. Tabii bunun bilincinde değildi kendisi; o kopya da olsa bildiğimiz koyundu ve en büyük derdi ot bilemediniz marul bulmaktı. Oysa insan kopyalamak sanıldığı kadar yakın bir gelecekte gerçekleştirilebilecek bir konu değildi ve zaten 1998 yılında UNESCO’nun yayınlandığı “İnsan Genomu ve Genetik Hakları Evrensel Bildirgesi”nde kesinlikle yasaklanmıştı. Ancak tedavi amaçlı sınırlı klonalamaya izin var, bazı ülkelerde o bile yok. Tabii ki yine de kapalı kapılar ardında bu konuda çalışacak çılgın bilimadamları olmayacağını söylemek de zor.

Günümüzde sadece film senaryolarında yer alabilecek insan kopyalama konusu gerçek olabilse, belki de ölümcül bir hastalığa yakalanmış olan kişinin ailesi onun kopyasını çıkarttırır, çocuğu olmayan hasta bir anne bir bebeğe kavuşabilir. Bunlar ilk anda olumlu bile görünse, aslında biraz tüyler ürpertici. Kopyalanan bir kişi ile aynı hayatı sürdürme fikri ortaya hastalıklı sonuçlar çıkarabilir, hasta bir annenin genleri bebeğine aktarılarak bile bile hasta bir insan ortaya çıkarılabilir. Ayrıca arada birkaç yıl bırakarak birbirinin tıpkısı kardeşler kopyalama olasılığı da var ki büyüdükleri zaman bu insanların olaya son derece ters tepki vermeleri gayet doğal.

Sadece kopyalama değil...

Tabii ki kopyalama konusu işin sadece küçük bir tarafı. Tıp, tarım, hayvancılık, çevre gibi pek çok alanda gen teknolojileri kapsamında yapılacak pek çok şey var. Burada işin içine gen şifrelerinin çözülmesi ve genlere müdahale edilebilmesinin pozitif tarafları da giriyor. Genetik temelli hastalıkların tedavisinde önemli ölçüde ilerleme sağlanırken, doğmamış bireylerin genlerinde var olacağı anlaşılan bozukluklar önceden tamir edilebilecek duruma geliyor. Kanser başta olmak üzere diyabet, kemik erimesi, Parkinson gibi pek çok hastalığın ileride bu teknoloji sayesinde ortadan kaldırılabilme ihtimali doğuyor. İlaç sektöründe de aynı şekilde gen klonlama ile elde edilen ilaçlar giderek yaygınlaşıyor. Ancak en azından şimdilik ve yakın gelecekte bu tedavi çeşitlerinin çok çok pahalı olduğu da bir gerçek.

Tekrar negatif alternatif nedir bakalım: Kötü niyetli bir takım kişiler bir araya gelerek genlerle oynayabilir ve ortaya bir hastalık çıkarabilirler. En iyi ihtimalle bunun ilacını da yapıp satarak para kazanır, en kötü ihtimalle de insanlığın kökünü kazıyıp dünyayı ele geçirmeye çalışırlar. İkinci seçeneği biraz fazla film seyrettiğimiz için uydurduk tabii ki.

Kök hücre meselesi

Bir de “kök hücre” ile tedavi ve araştırma konusu var. Kök hücre, ebeveynlerden izin alınarak, yardımcı üreme tekniklerindeki (yani tüp bebek gibi yapay yolla bebek sahibi olma yöntemleri) kullanılmayan embriyolardan elde ediliyor. Bu hücreler insan bedenindeki tüm hücre türlerine dönüşebiliyor. Böylece hastalıklı bölgelerin tedavisi konusunda araştırmalar ilerleyebiliyor.

Bunun olumsuz tarafı ne diye bakarsak, işin içine etik konular giriyor. Kötü düşünce ile kullanıldığında ortaya son derece istenmeyen sonuçlar çıkma potansiyeli var. Büyük genetik değişiklikler yapılabilir ve insanlığa zarar vermek için kullanılabilir. Bir de işin içine yeniden kolanlama giriyor, çünkü klonlama yöntemiyle de embriyonik kök hücre elde edilebiliyor. Burada yine soru işaretleri ortaya çıkıyor; hangi çalışmaya ne kadar izin verilmeli, belirsiz. Çok sayıda ülke bu konuda olumsuz kampanya başlatmış durumda. Bir de tabii kürtaj ile alınan embriyoların bu iş için kullanılması, hatta sadece bu iş için doğal embriyo üretilmesi gibi artık iyice tartışmaya açık olasılıklar ve sorunlar var ki iş iyice karışıyor.


Dünyanın kaybettiklerini geri getirmek mi?

Küresel ısınma, kimyasal kirlilik, insan ihmali, çevre felaketleri birbirini kovalarken, bitki ve hayvan türlerinde ciddi bir azalma meydana geliyor biliyorsunuz. İşte gen teknolojilerinin bir artısı da burada ortaya çıkıyor. Kaybolan türlerin genetik şifreleri kullanılarak biyolojik çeşitliliğin korunabilmesi gündeme geliyor. Bunun yanısıra ortaya çıkan yeni iklim ve çevre şartlarına uyabilecek yeni bitki türleri de geliştirilebiliyor. Doğru ve etik olarak uygulanırsa açlıkla başa çıkmada önemli gelişmeler sağlayabilme potansiyeli var.

Madalyonun gene eksi tarafına dönersek, az önceki son cümlenin bir de olumsuz tarafını alarak başlayabiliriz. Yeni bitki türleri geliştirilmesinin insan ve hayvanlar üzerinde uzun vadede ne tür etkileri olacağı tam olarak ortaya çıkarılmış değil. Örneğin çöl ikliminde yetiştirilebilen tahıl üretme çalışmaları yapılmış durumda ama bunun canlı vücuduna bir süre sonra olumsuz etkileri olmayacağının garantisi yok. Ürün dayanıklılığını artırmak niyetiyle zehirli maddeler üremesine sebep olabilecek genetik eklemeler yapıldığı ve bunları yiyen bazı hayvanların öldüğü biliniyor. Bu şekilde bakınca işin ekonomik tarafının insan sağlığının önüne geçtiği şüpheleri doğuyor. Hatta bazı zengin ülkelerin, genetik olarak oynanmış besinleri fakir ülkelere yardım adı altında verdiği ama aslında onları denek olarak kullandığı şeklinde suçlamalar az değil.

İşin en pratik anlamda hayatımıza girmiş hali de aslında tarım alanında. Hangi meyvenin sebzenin tamamen doğal olduğunu tam olarak bilemez duruma geliniyor. Bu durumdan bir ölçüde de olsa kaçınabilmek için şekli ve kokusu yerinde ürünleri almak, ithal ürünlere karşı daha tedbirli yaklaşmak gerekiyor. En çok oynanan ürünlerin de mısır, soya, patates ve domates olduğunu hatırlamakta fayda var.