Kullanıcılar içeriği olmayan siteye girmeye zahmet etmiyor.

SWR: İntikam peşinde bir gotik dans güzellemesi

Yüxexes dergisi

“Taklitler aslını yaşatır” diye kim dediyse halt etmiş. She Wants Revenge solisti Justin Warfield, sahnelerde Paul Banks’in dublörü şeklinde çığlık atarken onu ilk duyanların “Bildiğin Interpol be bu!” tepkisi, en fazla bir şarkı boyunca karın ağrıtıyor. Interpol’ün de “Bildiğin Joy Division be bu!” olduğunu hesaba katmalı üstelik. Doğrudur; SWR, Interpol’e filan benziyor, ama İngiliz müzik derginizin her hafta yeni bir hevesle gazladığı, haftalık uyuşturucusunun, tek bir deri ceketinin parasıyla indie bir albüm kaydedilebilen sıradan bir post-punk grubu da değil.

“Sadece kızları dansettirecek ya da ağlatacak bir albüm kaydetmek istedik! Ya da ikisi birden! Birinin müziğinizi dinlerken ağlamak, dansetmek ya da sevişmek istemesinden daha kıyak ne olabilir ki?” She Wants Revenge’in (SWR) solisti/gitaristi Justin Warfield ve basçısı/klavyecesi Adam Bravin, müzik yaparken neleri şiar edindiklerini böyle manalı şekilde özetliyorlar. Bize sorsanız “Elektro melankolik bir Joy Division taklidi yapmak istemişler” derdik. Hayır, muhtemelen önce “çok sağlam müzik yapıyorlar” derdik. Günlük hayatta öyle “elektro melankolik” gibi tamlamalar kuran manyaklar şeklinde hayal etmeyin bizi lütfen. Kızları dansettirmeyi istemek artık kabul edilen bir müziğe giriş sebebi sayılıyor sanırız. Franz Ferdinand’ın da bu işlere girişmesinin sebebi buydu ya…

Bugün nereden baksanız, malülen emekli sayılmış iki hiphopçu eskisinin gotik çocukları dans pistlerinde haraç mezat fingirdetecek bir post punk, elektro rock grubu kurmasını beklemezsiniz. Chuck Norris’in Steven Seagal’ı dövmesini de beklemezsiniz ama Chuck her türlü Steven’ın cakasını söndürür. Demek ki hayatta böyle şeylere şaşırmamak lazım. Lakin SWR, sound’unu 1993 tarihli Bronx’taki hip hop cabbarlıklarından çok 1988 tarihli Manchester’a borçlu. İşte sırf bu yüzden SWR dinleyip “İngiltere’nin de köpeği oluruz icabında” diyen kendini bilmezlere “Los Angeleslı onlar”ı yapıştırmak gibi bir zevkimiz vardı zamanında. Şimdi daha popülerler, bir tane eğlencemiz vardı, o da kayboldu gitti.

90’larda Justin rap, Adam ise P. Diddy’nin partilerinde DJ’lik yapiyormuş. Daha 14 yaşında rap söylemeye başlayan Justin, 20 yaşında İngiltere’ye göçmüş, Cornershop, Chemical Brothers ve Placebo ile çalışma şansı yakalamış. Justin, fevkalade bariton Ian Curtis sesiyle iki tane tutmayan rap albümü çıkarmış ama bu sayede 2003’te SWR’yi kurduklarında Geffen’i kafalayacak kadar insanla tanışmış. Adam, partilerde DJ’lik yapmadığı zamanlarda karışık kasetler hazırlayıp satıyormuş. Bu karışık kaset satışı işini bir süre sonra Dr. Dre’ye beste verecek kadar büyütmüş. Bu arada ikisi de kendi hiphop albümleri için çalışıyormuş ve aslında hiphop yapmak için bir araya gelmişler ancak 1980’ler popuna ve Gang of Four’a olan aşkları onları bambaşka bir tarafa çekmiş. Kaderin bir oyunu sonucu demoları Fred Durst’ün eline geçmiş. 2005’te ‘Out of Control’u çıkardıklarında şarkının radyolarda sürekli dönmesini sağlayan da deminki bağlantıları ve Frud Durst desteğiymiş. Ama şarkının radyo playlistlerinde bir numara olması sanırız artık bağlantılarla olacak iş değil. ‘Tear You Apart’ sayesinde Yahoo tarafından ayın grubu seçilmişler. Kendi adlarını taşıyan albümü Black Rebel Motorcycle Club’ın prodüktörü Michael Patterson kaydetmiş ve albüm Billboard 200’de cabbar bir 38. sıraya kadar yükselmiş.

Bir grubun adı, başı sonu belli bir cümle ise haliyle durum biraz ürkütücü oluyor. She Wants Revenge deyince haliyle insanında olur olmaz indie grupları, mor saçlı emo veletleri ya da görüntüleri And You Will Know Us By The Trail Of Dead, Godspeed You! Black Emperor gibi gruplara benzerlik beklentileri hasıl oluyor. Durum o kadar saçma veya o kadar arıza değil. Tamam, belki biraz arıza. Oysa SWR’den beklentilerinizi antisosyal sözler, arıza hatunların neden olduğu sorunlu ilişkiler olarak belirlerseniz verim alacağınız muhakkak. Lütfen Bauhaus’a, Joy Division’a benzemiş tantanasını da “benzemeyen mi var” diyerek artık bir kenara alalım, dinleyince Interpol sanan uyanıklara da artık gülüp geçelim.

Bunlar yerine SWR’in “gerçekten” nereden beslendiği sorulabilir. Bugün yüzlerce ortalama grup punk rock şeyler yapıp kakalama derdinde. Neo-new-wave grupları pörtledikçe ortalık birbirine benzeyen şarkılardan geçilmez hale geliyor. Peki ne kadarı size orijinallerinin tadını veriyor? “Hiçbiri bana çocukken odamda çaldığım Queen is Dead plağının zevkini vermiyor. Bir müzik tarzını kopyalamak kolay, ancak o dönemin havasını yansıtan ve insanlara bir şeyler hissettiren şarkılar yazmak çok daha farklı bir konu. New-wave ve post punk yapmak acayip moda, ama biz bu meretleri 80’lerde dinliyorduk! Biz büyürken Madonna dinliyorduk, Prince dinliyorduk da bizimle dalga geçiyorlardı. Şimdi herkes sanki eskiden beri bu müziği sevdiğini iddia ediyor” diyen Justin sayesinde bu soruya ihtiyacımız olmadığı kadar samimi bir cevap alabiliyoruz.

Club goth ya da zorlarsak goth pop gibi bir tarz var mı bilmiyoruz. Yoktuysa bile artık olmalı. Çünkü SWR için daha başka ne diyebiliriz inanın ki bir fikrimiz yok. Bu kadar tutarlı bir sound için başka bir şey demenin saçma kalacağına inancımız büyük. Öte yandan, evet, tutarlı sound demek aynı zamanda birbirini tekrar eden şarkılar demek. Bu yüzden albümü açan ‘Red Flags and Long Nights’ın gitar vokal kombosunu sevmediyseniz (daha neler artık gerçi ama, haydi bir ihtimal), albümün diğer saatli bombaları ‘These Things’i, ‘Out Of Control’u, ‘Sister’ı, ‘Tear You Apart’ı da sevemeyeceksiniz demektir ve bunun için yapılabilecek en kalifiye yorum “yazık” olacaktır. Bize inanmıyorsanız bu seneki turmeleri Touring the Angel için resmi alt grup olarak SWR’yi seçen Depeche Mode’a inanabilirsiniz. A yok illa “Interpol de Interpol”culuk şeklinde gıcıklık yapacaksanız da kendilerinin 2004’ten beri ortalarda olmadıklarını hatırlayınız. Kanlı ayrılıklar sonrası yaşanan uzun gecelerde yanınızda sizin için şarkı söyleyecek dostunuz bundan sonra kim olacak?