Bizim gençliğimizde Dawson’s
Creek ve onun müzikleri vardı (ne sanıyordunuz, derginizi göbekli
bıyıklı adamların hazırladığını mı, biz de genciz herhalde).
Mıymıy hissiyata hitap eden folk şarkılar ağırlıklı bir müzik
kuşağı vardı ve daha iyisini bilmediğimiz için yalayıp yutuyorduk.
Oysa bir de The O.C.’nin müzik kuşağına bakınız. Nerede Dawson’un
naif romantik şarkıları, nerede O.C.’nin şımarık indie şarkıları?
O.C., konu olarak Dawson’a (beş) bastığı gibi müzik olarak da
(beş) basıyor.
Dizinin yaratıcısı Josh Schwartz,
dizinin müzikleri ile bizzat ilgileniyor ve söylediğine göre çalacak
grupları belirlemek, diyalogları yazmak kadar önemli. Josh, Alexandra
Patsavas ile çalışıyor. Alexandra, dizinin müzik direktörü ve
işi, bütün gün CD dinleyip dizi için uygun müzikleri seçmek.
Hepimizin rüya işini yapıyor yani. İşi göründüğü kadar kolay
değil, her bölümde 14 şarkı kullanılıyor ve dizide 15 saniye
duyulmak o kadar önemli ki postacının her gün bir çuval CD ile
geldiğini söylüyor. LCD Soundsystem, Tom Vek, Kasabian gibi isimler,
CD’leri daha asılmadan ona demo gönderiyorlar. Josh Schwartz yapılan
işten çok memnun; “Bazen bir sahnenin müziğinde takılıyoruz
ve Alexandra bir saat sonra daha önce hiç duymadığım grupların
beş şarkısıyla birden geliyor. Bunları nereden topluyor hiçbir
fikrim yok” diyor. İlk başta yeni bir trend oluşturmaya filan niyetleri
yokmuş, ilk 6 bölümün müzikleri tamamen Josh’un iPod’undan
çıkmış.
Death Cab, Black Eyed Peas, Jet,
Dandy Warhols, Gorillaz, Coldplay, U2 gibi kıymetli isimler diziye
konuk olsa da ağırlık indie gruplarda. The O.C. müziklerini takip
etmek, o aralar çiçeği burnunda indie gruplardan sıcağı sıcağına
haberdar olmak için bibebir. Öte yandan, O.C.’de duyulmak ve hatta
görülmek, gruplar için çok büyük bir şans. Bir kere diziyi izleyen
kesim, müzik endüstrisini en deli gibi tüketen müşteri kitlesi.
Hayranların büyük kısmı her bölümün ardından neler çalındığını
öğrenmek için interneti eşelemeye başlıyor. Mesela Rooney’nin
CD satışları, ertesi hafta %200 artmış. The Walkmen’in CD satışları
ise, Bait Shop’ta göründükleri bölümden iki gün sonra %200,
bir hafta sonra tam %1400 artmış. Şu an durum o kadar ciddi ki sırf
dizi için cover’lar yapılıyor: OMD’nin “If You Leave”ini
Nada Surf, Paul McCartney’nin “Maybe I’m Amazed”ini Jem, Alphaville’in
“Forever Young”ını Youth Group söyledi.
The O.C.’nin müzikal tarafı
bu kadar güçlü olunca Warner Bros, “Music from The O.C.” adlı
bir albüm çıkardı. Şu an bu seriden beş tane albüm var. The O.C.’nin
etkisi öyle büyük ki, anlı şanlı gruplar da dizide yer almak için
can atıyor. Coldplay’in “Fix You” adlı single’ı, piyasaya
çıkmadan bir hafta önce dizide duyuldu. Bu bir tesadüf olamaz değil
mi? U2, “Sometimes You Can’t Make It On Your Own”u, Beastie Boys
“Ch-Check It Out”u, Gwen Stefani de “Cool”u single olarak çıkarmadan
birer hafta önce dizide çaldırttılar. Plak firmaları, önceden
eğlencelik olarak gördükleri “dizide görünme”lere artık birinci
derecede önem veriyor. Beverly Hills 90210 ile başlayan bu akım,
Dawson’s Creek ile arttı, Roswell ile devam etti, şimdi The O.C.
ile zirve yapmış durumda. Bir plak firması olmayan, yani “unsigned”
gruplar için dizinin ayrı bir önemi var. Mesela Highwater Rising,
şimdilik dizide yer alan şarkıların telifleriyle geçiniyor. Yakında
bir plak anlaşmaları olacağına şüphemiz yok.
Ekstra:
Bait Shop, Buffy’deki Bronze,
Beverly Hills 90210’daki Peach Pit neyse o. Tabii çok daha iyi gruplar
çıkması dışında. Bait Shop’ta ilk canlı performans The Walkmen’indi.
O zamandan beri Modest Mouse, The Killers, The Subways, Rooney, The
Thrills, Rachel Yamagata ve Death Cab for Cutie bu ufacık mekânda
konser verdi. Seth, Death Cab’i kaçırdı! Aslında bu durum çok
ilginç, daha çok underground sahnesinin grupları olan bu isimlerin
ulusal bir televizyon şovuna çıkmaları, şimdiye kadar görülmüş
şey değil. Eğlenceli bir dedikodu: Josh Schwartz, Clap Your Hands
and Say Yeah’ye teklif götürmüş ancak grup “Bu kadar popülarite
bize fazla” diyerek teklifi reddetmiş. Bu aralar indie grupların
bloglarında “The O.C.’ye çağırılsak işimiz olmaz” yazması
çok moda.
Ekstra:
Seth’in favori grubunun Death
Cab for Cutie olduğunu çok iyi biliyoruz. İlk sezon Meksika’ya
giderlerken gruptan bahsetmişti ya, Death Cab’in kariyerindeki en
önemli adım oldu belki de bu. Ryan’ın favori grubu Journey. Marissa’nın
durumu ise pek sürprizli. İlk sezonun ikinci bölümündeki çok eğlenceli
diyaloğa bakın: Ryan: “Ne tür müzik dinliyorsun?” Marissa: “Bu
aralar punk”. Seth: “Evet, tabii. Kusura bakma ama Avril Lavigne
punk’tan sayılmaz”. Marissa: “Demek öyle? O zaman The Cramps’a
ne dersin? Stiff Little Fingers? The Clash? Sex Pistols?” Seth: “Marissa
Cooper ile aynı şeyleri mi dinliyorum? Sanırım kendimi öldürmem
gerekecek”. Gerçi canlı örneklerden biliyoruz ki gerçek hayatta
Marissa elbette bunları dinlemezdi.