Kullanıcılar içeriği olmayan siteye girmeye zahmet etmiyor.

Film kritik: Rezervuar Köpekleri

DVD+ Dergisi

Gerçekleştirmesi sizi terletecek, dünyanın en meşakkatli ilk üç işini saymanız gerekse neleri sıralardınız? Zam istemek? İsteyiverirsiniz. Evlenme teklif etmek? Ediverirsiniz. Bitirme tezi hazırlamak? Hazırlayıverirsiniz. Oysa hakiki maddeleri zorluk derecesine göre sıralarsak ortaya çıkan liste şudur: Yeni açılmış kutudan etrafa saçmadan süt dökmek, annenizin hakikaten beğeneceği bir anneler günü hediyesi bulmak ve üzerinde konuşulacak her şey konuşulmuş, herkesin çok sevdiği bir film hakkında boş lakırdıya girmeden ahkam kesmek. Biz henüz ilk ikisini layığıyla başarabilmiş değilken utanmadan sonuncusuna girişeceğiz. Allah sonumuzu hayreylesin.

“Revervuar Köpekleri”, 1992’de sinemalara çarptığında sinemaseverler arasında yarattığı etki inanılmazdı. O güne kadar sıkı gangster filmleri izlemiş ama böylesini izlememiştik, ilk on dakika içinde etkisi izleyenlerin beynini yakmak şeklinde tezahür eden Tarantino diyaloglarına karşı savunmasız birer ceylandık hepimiz. Ne şeytan ayrıntıda gizlidir mevhumundan haberdardık, ne de kan görmeye karşı bu kadar duyarsızlaşmıştık. Tarantino’nun, zaman çizelgesinde ufak oyunlar oynamasına, hiçbiryere gitmiyormuş gibi görünen diyaloglarına ve kulaklardan sular seller gibi akan kanlara, ırkçı ve seksist bol diyaloğa alışkın olmayan (en azından “The Killing”den bihaber) bir grup sinema düşkünü bile “marifet iltifata tabidir” demek zorunda kalıp ortada enteresan bir şeyler döndüğünü kabul etmişti. Bu “sinema severler”, daha sonra filmin mite yaklaşan büyüsüne dayanamayıp “ilk andan beri kıymetini bilmiştim” trenine atladılar, oradaydılar, görmüşlerdi ve sevmişlerdi. Tırnak cilasının bozmadan mısır yemeye filmden çok dikkatini vermeyi alışkanlık edinmiş kızlarla son izledikleri film mutlaka “abi izlediğim en on numara filmdi”ci cevval delikanlılar bile, online profillerini düzenlerken en favori filmlerinin arasına bir “Rezervuar Köpekleri” sıkıştırdılar. Bu yüzden yazıda “spoil” endişemiz hiç yok, 13 yıl oldu, izleseydiniz efendiler.

Aslında olan şey, video dükkanı tezgahtarı gariban Quentin Tarantino’nun, ya hep ya hiç diye atlayarak Hollywood’a meydan okumasıydı. Bay Mavi’nin ölümünü, sırf parası olmadığı için çekemeyek kadar fukara olduğu halde Tarantino bir nevi elaleme şov yapıyordu. İstediği oldu, sarpa saran bir soygunun ardından yaşanan kanlı felaketleri, bol geyik, bol küfür ve inanılmaz bir kadroyla çektiği filmi, mükemmel oğlan çocuğu filmi, onu tezgahtar Tarantino’dan yeni dahi çocuk Tarantino’ya dönüştürdü. Balkabağına dönüşmekten son anda “Kill Bill” ile yırttı mı, bizce henüz sadece “yırtayazabildi”. Bir zamanlar “Rezervuar Köpekleri”ni ilk günden beri sevmek ne kadar modaysa şimdi de Tarantino’nun ipini çekmek o kadar “in”.

“Gizli görevdeki polislerin gizemli dünyası” konulu bu eser, hikaye örgüsüne sırtını dönüp filmin anlatım diliyle sarmaş dolaş olan hakiki bir senaryo güzelliği. Bakınız, hikaye güzelliği mi dedik? Değil efendim. Hikayede denenmemiş bir hadise yok, 99 dakikayı su gibi geçirten asıl güzellik, karakterlerin kendi aralarında hasbihal ettikleri sahneler. Yani filmi götüren, Migros’ta geçen bir günü bile dehşetengiz anlatabilme lütfuna mahzar olan Tarantino’nun senaryo ve diyaloglar üzerindeki eşsiz hakimiyeti. Birbirlerinden kontrast renklerle ayrılmaya niyetlenilmiş kahramanların didişmelerine de aldırış etmeyin, hepsi hayatta kaybetmiş, sıkı bir vurgunla tekaüte ayrılmaya hevesli, tıyniyetsiz dolandırıclar, soğukkanlı katiller. Bay Sarı psikopat bir katil de Bay Beyaz Bambi’nin sevimli annesi mi? Değil efendim. Biri ayşe kadın, diğeri sırık, nihayetinde hepsi aynı mahlukat. Aynı devran içinde dönen dinamiklerin etrafında yaşayan karakterler olarak geyiklerinin bu kadar leziz olmasının sebebi de bu. Hor görebilirsiniz ama “Rezervuar Köpekleri”nde dönen dökme maço geyiklerin bizim kahvehane geyiklerinden hiç farkı yok. Bizim Guy Ritchie & Tarantino esintili suç filmlerimizin (çoğul konuştuk ama?) henüz bu kadar cılız durmasının sebebi, senaryo yazarlarının bu edebiyata haiz olacak kadar tezgahtarlık yapmamaları belki de.

“Rezervuar Köpekleri”nin arkasında yatan başarının çok da afişe edilmeyen iki kahramanı daha var bizce. İlki, karakterlerin bütün o vurdu mu devirir tavırları arkasında birer yalancı olmaları ve bunu alenen görmemiz. Bay Sarı ve Joe Cabot dışında tüm karakterler, soygun sonrası ne yapacaklarını bilemeyen tavşan yavrularına dönüyor. İşin özüne vakıf olmuş iki karakter sadece Bay Saru be büyük patron Joe. İkinci başarı ise, öyle çok da abartılacak bir yanı olmayan şiddeti, izleyenin gözünde büyütme yeteneği. Tarantino, test gösterimlerinde izleyenlerin bazılarının gözlerini kapamasından çok hoşnut kaldığını söylemiş. Oysa bundan çok daha kanlı sıyısız korku filmini gık çıkarmadan devirmişliğimiz vardır. “Rezervuar Köpekleri”nin güzelliği, şiddetin gerçek sonuçlarını göstermesi. Bir havalandırma pervanesinde parçalanan gövdelere alışkınız, şimdiye dek kız gibi ağlayan bir soyguncu görüntüsüne ise bağışıklık kazanmamış olduğumuzdan bizim de Bay Turuncu ile birlikte midemizden vurulmuşa dönmemiz çok normal. Salyalar akıtarak gülen işkencecilere alışkınız, keyfi için işkence yapmadan önce lokal fast food dükkanına uğrayıp yemek alan cool polis katili ise bize o kadar tanıdık değil. Keza işkence sırasında “Stuck in the Middle” dinlemeye de. Keza Vic Vega öldükten sonra kah zavallı polis memuru Marvin “tek kulak” Nash, kah Freddy “Bay Turuncu” Newandyke ile empati kurmaktan şaşkına dönmeye de. Buyurun bu da yabancılaşmaktan laçka olan beynimiz Tarantino paşa. (“Stuck in the Middle”ın bir daha asla gayri ihtiyarı kulakları tutmadan dinlenemeyecek olması, bu sahne için “My Sharona”ları istenen ama reddeden Knack için oldukça ferahlatıcı bir durum olsa gerek.)

“Rezervuar Köpekleri”, tek bir yanıyla güdük kalıyor, porsiyonu ufak tutup doymadan sofradan kaldırmasıyla. Herşeyle en başından beri ilgilenen tek kişi olmak, bütçe sıkıntısı sebebiyle doğru düzgün makyaj bile yapılamadığı için kulak sahnesinde kamerayı çevirmek gibi zorluklara göğüs geren Tarantino, belki de hikayenin geri planını biraz daha dallandırıp budaklandırdığı yeni bir versiyon çekmeli, biz de onu Evil Dead 2 gibi bağrımıza basmalıyız.

Filmin kilit sahnelerini sayacak değiliz. Saymakla bitecek gibi de değil ki zaten. Lakin Bay Turuncu’nun çakma uyuşturucu hikayesini anlatışı sırasında yaşananlar, filmin en sarsıcı anlarından. Ikına sıkına uydurma hikayeyi anlatan oğlanın, yavaş yavaş gelişip sonunda kendinden geçerek maval okuyan bir mahalle delikanlısı haline gelmesi gayet sarsıcı bizce, hem kullanılan anlatım dilinin başarısı, hem bu sahne sayesinde Bay Beyaz’ın bir dakika olsun Bay Turuncu’dan şüphe etmemesinin altının doldurulması, hem de Tim Roth’un derslere konu alacak performansı açısından. Üstelik bu adam, bütün film boyunca ağır yaralı tiplemesiyle izleyiciyi bir an olsun “yoksa canı acımıyor mu bunun, hmm, evet, tabi yaa” dedirtmiyor. Filmin jeneriğinde “and Tim Roth” yazması bu sahneden sonra hiç de müfrit görünmüyor yani gözlere. “Rezervuar Köpekleri” DVD’si, belki annenizle yaşadığınız hediye sorununu çözecek mucizevi çözüm değil, lakin mucizevi yanları olduğunu inkar etmek faydasız.

Ekstra:

Tarantino filmleri, birbirleriyle bir şekilde bağlanıyor. “Rezervuar Köpekleri”nin diğer Tarantino külliyatı ile bağlantıları şöyle:

  • Bay Sarı’nın gerçek ismi Vic Vega. Yaygın kanının aksine “Ucuz Roman”da John Travolta’nın oynadığı karakter Vic Vega değil Vincent Vega. Vincent, Vic’in ağabeyi. Hatta bir dönem Vega kardeşleri anlatan bir film projesinin heyecanla dedikodusu yapılıyordu.
  • Bay Beyaz ile soygunlara katılan kadının adı Alabama. Bu bilgi, silinmiş sahnelerde yer alıyor. “True Romance”de Patricia Arquette’in oynadığı karakterin adı da Alabama. “True Romance”in ilk senaryosunun sonu Alabama ve Bay Beyaz ile bitiyor.
  • Vic Vega’nın şartlı tahliye görevlisi Scagnetti, “Katil Doğanlar”da Mickey ile Mallory’yi vuran polisle adaş.
  • Tim Roth’un “Rezervuar Köpekleri”ndeki ismi Bay Turuncu, “Ucuz Roman”da ise “Pumpkin”.
  • “Ucuz Roman”daki Jimmy ile “Rezervuar Köpekleri”ndeki Bay Beyaz Lawrence’in soyadları aynı.
  • “Rezervuar Köpekleri”nde yine silinmiş sahnelerde Bonnie isminde bir hemşireden bahsediliyor. “Ucuz Roman”da Jimmy’nin karısı bir hemşire ve ismi de Bonnie.
  • Steve Buscemi, Harvey Keitel ve Tim Roth hem “Rezervuar Köpekleri” hem de “Ucuz Roman”da, Sean Penn hem “Rezervuar Köpekleri” hem de “True Romance”de, Kirk Baltz hem “Rezervuar Köpekleri” hem de “Katil Doğanlar”da oynadı. Elbette Bay Tarantino’nun kendisi de hem “Rezervuar Köpekleri” hem de “Ucuz Roman”da kendi kendine rol verdi.
  • İki disklik “Ucuz Roman” DVD’niz varsa, iki film arasındaki benzerlikleri anlatan bir ekstraya ulaşabilirsiniz.

Ekstra:

“Rezervuar Köpekleri” hakkında doğru sanılan baze yanlış bilgiler var. Bunların çoğu, Tarantino evrenini genişletmeye hevesli hayranlar tarafından ortaya atılan ve sonra resmi olarak yalanlanan iddialar.

  • “Rezervuar Köpekleri”ndeki mücevher dolu çanta “Ucuz Roman”daki malum çanta arasında bir bağlantı yok.
  • Bütün köpeklerin öldüğü düşünülüyor. Oysa Quentin Tarantino’ya göre Bay Pembe ölmedi. Bay Pembe’nin depodan çıktığı sahnenin sesini açarsanız polislerin ona teslim olmasını söylediklerini, silah seslerini, Bay Pembe’nin vuruluşunu ve polislerin onu yakaladıklarını konuştuklarını duyabilirsiniz.
  • Eddie’nin arabasının arkasında uçan turuncu balonun, köstebeğin Bay Turuncu olduğunun ön işareti olduğu düşünülüyor. Oysa Quentin Tarantino bu balonun tamamen tesadüf olduğunu iddia ediyor. İnanması biraz güç olsa da.
  • Quentin Tarantino’nun “Ucuz Roman”daki karakteri Jimmy’nin “Rezervuar Köpekleri”ndeki Bay Kahverengi olduğu döyleniyor. Bay Kahverengi’nin gerçekten ölmediği, işlerin sarpa sardığını görünce ölü taklidi yapıp sonradan kaçtığı tezi biraz uçuk olsa da Jimmie’nin eskiden birtakım işler yaptığını ama şimdi temiz olduğunu söylemesi biraz şüpheli. Öte yandan “Ucuz Roman”da “The Wolf”u, “Rezervuar Köpekleri”nde Bay Beyaz’ı canlandıran da Harvey Keitel oynuyor. Bay Beyaz’ın öldüğü düşünülürse ortada bir mantıksızlık var.

Ekstra:

  • Final sahnesinde Eddie’ye silah doğrultan kimse yokken karambolde o da yere yığılıyor. Yoksa karambole gelen biz miyiz?
  • Michael Madsen, işkence sahnelerinde görünenin aksine bir hayli zorlanmış, filmin en çok tekrar ekilen sahnesi, polis memurunu dövdüğü sahneymiş.
  • Filmde görülen tek kadın, sonradan 10. yıl DVD’sine eklenen silinmiş sahnelerde mevcut.
  • Fuck kelimesi 252 kere kullanılıyor, ceset sayısı ise 17.
  • Eddie’nin iğrenç ceketleri de dahil olmak üzere birçok kıyafet aktörlerin kendilerine aitmiş.
  • Tim Roth’un içinde yattığı yapay kan zamanla kuruyor, kalkmak için kesici cisimlerle yerden kazınması gerekiyormuş.
  • Tim Roth’un vurduğu kadın, onu film için çalıştıran hocalardan biriymiş. O kadar gıcık olmuş ki filmde vurulan kadın rolünü ona verilmesini özellikle istemiş.
  • Filmin en psikopat köpeği Bay Sarı, filmde kimsecikleri öldürmüyor.
  • Depodaki cenaze arabası ve tabutlar gerçekten de oradaymış çünkü depo önceden bir cenaze evi olarak kullanılıyormuş.
  • Tarantino, Bay Pembe rolünü kendisi için yazmış.
  • Madonna, filmi o kadar sevmiş ki Quentin Tarantino’ya üzerinde gerekli açıklamalar bulunan bir imzalı Erotica albümü hediye etmiş.